Savunma sanayisinde yerlilik oranı yüzde 83 seviyesine ulaştı. Son 12 aylık savunma ve havacılık ihracatı 11 milyar doları buldu. Türkiye, bu performansla dünya genelinde savunma ihracatı yapan ülkeler sıralamasında 11’inci basamakta yer alıyor. Sektörde faaliyet gösteren firma sayısı 4 bini aşarken, yürütülen proje sayısı 1500’e yaklaşıyor ve doğrudan istihdam 135 bin kişinin üzerine çıkıyor. Bu tablo, savunma sanayisinin artık birkaç büyük şirketin tekelinde yürüyen bir yapı olmaktan çıktığını, Anadolu’ya yayılan geniş bir üretim ağına dönüştüğünü gösteriyor.
Sektördeki dönüşümün en net göstergelerinden biri, milli muharip uçak KAAN ve uzun menzilli hava savunma sistemi SİPER gibi büyük platformların arkasındaki tedarik zincirinin genişliği. KAAN programında yaklaşık 750 firma farklı seviyelerde görev alırken, SİPER projesine yaklaşık bin şirket dahil olmuş durumda. Bu rakamlar, tek bir savunma sisteminin artık yüzlerce farklı teknolojik kabiliyetin aynı çatı altında birleştirilmesiyle mümkün hale geldiğini ortaya koyuyor. Ana yüklenicilerin ihtiyaç duyduğu standartlara ulaşan KOBİ’ler, bu sayede hem üretim kapasitesini hem de teknolojik yetkinliğini artırıyor.
Savunma programlarını yalnızca nihai ürün üzerinden değerlendirmek, sektörün geldiği noktayı anlamak açısından yetersiz kalıyor. KAAN ve SİPER gibi projeler; elektronik, yazılım, haberleşme, kompozit, metalürji, motor teknolojileri, hassas üretim, sensörler, radarlar, elektro-optik sistemler ve kritik malzemeler alanında yeni üretim kabiliyetlerinin geliştirilmesini sağlıyor. Her bir program, beraberinde geniş bir sanayi ekosistemi oluşturarak farklı disiplinlerdeki firmaların bilgi birikimini derinleştiriyor. Bu yapı, savunma sanayisindeki teknolojik kazanımların şirketler arasında yayılmasına da imkan tanıyor.
SİPER’in yaklaşık bin şirketi kapsayan üretim ağı, hava savunmasının yalnızca füze üretiminden ibaret olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Radar, komuta kontrol, haberleşme, elektronik, yazılım ve mekanik sistemlerden oluşan çok katmanlı bir yapı gerektiren bu tür programlar, ana yüklenicilerin çevresinde kümelenen binlerce tedarikçinin aynı hedef doğrultusunda çalışmasını zorunlu kılıyor. Böylece savunma sanayisi, ana yükleniciler çevresinde şekillenen bir yapıdan binlerce şirketin birbirine bağlandığı geniş bir üretim ve teknoloji ekosistemine doğru ilerliyor. Yerlilik oranının yüzde 83’e ulaşması, bu dönüşümün en somut çıktısıdır.
Türkiye’nin savunma sanayisindeki büyümesi, yalnızca yurt içi üretim kapasitesiyle sınırlı kalmayıp ihracat rakamlarına da yansıyor. Son 12 ayda 11 milyar dolara ulaşan savunma ve havacılık ihracatı, sektörün uluslararası pazardaki konumunu güçlendirdiğini gösteriyor. 4 binden fazla firma, yaklaşık 1500 proje ve 135 binden fazla doğrudan istihdamla büyüyen sektör, tek tek ürün üretiminden platform bazlı bir yapıya evrilmiş durumda. Bu evrim, savunma sanayisini ekonomik büyümenin lokomotif sektörlerinden biri haline getirirken, nitelikli iş gücü ihtiyacını da beraberinde getiriyor.





