Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, küresel uzay ekonomisinin 2035 yılına kadar yaklaşık üç katına çıkarak bugünkü 630 milyar dolar seviyesinden 1,8 trilyon dolar civarına ulaşmasının beklendiğini açıkladı. Bu büyüklük, uzay sektörünün önümüzdeki on yıl içinde küresel ekonominin en hızlı genişleyen alanlarından biri haline geleceğine işaret ediyor. Von der Leyen, Paris’te düzenlenen Uluslararası Uzay Zirvesi’nde yaptığı konuşmada, Avrupa’nın bu genişlemeden pay alabilmesi için ortak hareket etmesi ve yatırımlarını artırması gerektiğini söyledi. Avrupa’nın yeryüzündeki güvenliğinin giderek uzaydaki güvenliğine bağlı hale geldiğini vurgulayan von der Leyen, kıtanın bu alandaki rekabet gücünü ve bağımsızlığını korumasının kritik olduğunu belirtti.
Uzay tabanlı sistemlerin günlük yaşamın yanı sıra ekonomi, güvenlik ve bağımsızlık açısından da kritik olduğunu ifade eden von der Leyen, Avrupa’nın Galileo ve Copernicus gibi sistemlerle bu alanda güçlü bir konumda bulunduğunu dile getirdi. Galileo’nun dünya genelinde 4,5 milyardan fazla cihaz tarafından kullanıldığını, ulaşım araçları, finans sistemleri ve elektrik şebekeleri gibi pek çok alanda hizmet verdiğini anlatan von der Leyen, bu sistemin Avrupa’nın uzay altyapısındaki merkezi rolünü gözler önüne serdiğini kaydetti. Copernicus sisteminin de doğal afetlerle mücadelede önemli rol oynadığına işaret eden von der Leyen, bu yaz Avrupa’daki orman yangınlarının takip edilmesinde sistemden sağlanan uydu verilerinden yararlanıldığını söyledi. Bu örnekler, uzay teknolojilerinin yalnızca bilimsel araştırma değil, aynı zamanda acil durum yönetimi ve kamu güvenliği açısından da vazgeçilmez hale geldiğini gösteriyor.
Von der Leyen, konuşmasında uzayın stratejik boyutuna dair çarpıcı bir değerlendirme yaptı. Yörüngelerde olup bitenlerin artık savunma ve güvenlik açısından çok daha kritik bir yere oturduğunu dile getiren von der Leyen, uzayın refah, güvenlik ve bağımsızlık bakımından yeniden büyük bir sınır olarak belirdiğini ifade etti. Bugün güvenle kullandığımız imkânların geçmişte alınan kararların ürünü olduğunu hatırlatan von der Leyen, bugün verilen kararların da önümüzdeki on yıllar boyunca Avrupa’nın uzaydaki konumunu belirleyeceğini söyledi. Bu ifadeler, Avrupa’nın uzay politikasını yalnızca teknolojik bir mesele olarak değil, aynı zamanda jeopolitik ve ekonomik bir öncelik olarak ele aldığını ortaya koyuyor. Avrupa’nın önünde çok fırsat olduğuna işaret eden von der Leyen, küresel uzay ekonomisinin büyüme projeksiyonunun bu fırsatların somut bir göstergesi olduğunu belirtti.
Avrupa’nın bu sürece güçlü bir konumda başladığına dikkati çeken von der Leyen, “En ileri teknolojilere, dünya çapında yeteneklere ve sağlam bir uzay sanayisi altyapısına sahibiz. Ancak bugünkü güç, yarınki liderliğin garantisi değildir. Avrupa’nın ön saflardaki yerini koruyabilmesi için birlikte hareket etmesi, büyük ölçekli yatırımlar yapması ve pazarını rekabetçi bir avantaja dönüştürmesi gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu. Bu çerçevede Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ile uzaya erişim konusunda yeni bir Avrupa vizyonu üzerinde çalıştıklarını bildiren von der Leyen, Avrupa’nın uydu fırlatma talebini bir araya getirerek Ariane 6 ve Vega-C gibi Avrupalı fırlatma sistemlerinin ana müşterisi olması gerektiğini belirtti. Bu yaklaşım, Avrupa’nın fırlatma kapasitesini kendi içinde konsolide ederek dışa bağımlılığı azaltmayı hedeflediğini gösteriyor.
Avrupa’nın uzay sektöründeki yatırımlarını artırdığını anlatan von der Leyen, Cassini Yatırım Fonu aracılığıyla Avrupalı uzay şirketleri için 2 milyar avroluk risk sermayesini harekete geçirdiklerini söyledi. Bu fonun, Avrupa’daki uzay girişimlerinin finansmana erişimini kolaylaştırarak sektördeki yenilikçi projelerin hayata geçmesine katkı sağlaması öngörülüyor. Von der Leyen’in açıklamaları, Avrupa’nın uzay alanındaki stratejik hedeflerini hem ekonomik büyüme hem de güvenlik perspektifinden ele aldığını ortaya koyuyor. Uzay ekonomisinin önümüzdeki on yılda yaklaşık üç kat büyümesi beklenirken, Avrupa’nın bu genişlemeden alacağı pay, kıtanın teknoloji ve savunma alanındaki küresel konumunu doğrudan etkileyecek.





