Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 37 seviyesinde sabit tutma kararı, para politikasının bundan sonraki yönü açısından piyasaların ana gündemini oluşturuyor. Merkez Bankası Eski Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Fatih Özatay, faiz indirimi ihtimalini seçim ekonomisi, petrol fiyatları ve küresel para politikaları ekseninde değerlendiriyor. Nasıl Bir Ekonomi TV YouTube kanalında ekrana gelen Ekonomi Masası programında açıklamalarda bulunan Özatay, bankanın önümüzdeki dönemde birbirini besleyen üç ayrı cephede zorlanacağını anlatıyor. Jeopolitik gelişmeleri ve enerji maliyetlerindeki artışı ilk başlık olarak ele alan Özatay, Brent petrolün yılbaşında 60 dolar seviyesinde bulunduğunu, 107 dolara kadar çıktığını ve bu dışsal maliyet baskısını Merkez Bankası’nın tek başına engelleme imkanı bulunmadığını söylüyor. Bu tablo, enflasyonla mücadelede para politikasının sınırlarını da gözler önüne seriyor; zira enerji kalemlerinde yaşanan yükseliş doğrudan ithalat fiyatlarına ve ardından yurt içi maliyetlere yayılıyor. Özatay’a göre böyle bir ortamda faiz kararlarının yalnızca yurt içi talep koşullarına bakılarak alınması, para politikasının etkinliğini zayıflatma riski taşıyor.
İkinci güçlük kaynağını iç talep ve reel sektördeki daralma oluşturuyor. Özatay, ekonominin yılın ilk yarısında yüzde 2,5’in altında büyüdüğünü ve potansiyelinin yarısında kaldığını aktarırken, tekstil, deri ve giyim sektörlerinde kapanan fabrikalar ve artan işten çıkarmalara dikkat çekiyor. Yaklaşan seçim sürecinin bu tabloyu daha da karmaşık hale getirdiğini vurgulayan Özatay, sanayicilerden gelen şikayetlerin yoğunlaştığını ve bol ucuz kredi gibi geleneksel seçim ekonomisi uygulamalarının Merkez Bankası’nın manevra alanını daralttığını kaydediyor. Üretim tarafındaki sıkışma ile birlikte seçim dönemlerine özgü talep genişletici adımların aynı anda gündeme gelmesi, enflasyonla mücadelede kazanılmış mesafenin korunmasını güçleştiriyor. Özatay’ın bu değerlendirmesi, para politikasının yalnızca faiz kararlarıyla değil, maliye ve gelirler politikasıyla birlikte ele alınması gerektiğine işaret ediyor.
Üçüncü risk faktörü ise ABD Merkez Bankası ve Avrupa Merkez Bankası’nın faiz artırım süreçleri. Özatay, dış borçlanma ihtiyacı bulunan ülkeler açısından gelişmiş ekonomilerdeki faiz artışlarının sıklığının ve boyutunun ciddi bir risk oluşturduğunu ifade ediyor. Küresel finansal koşulların sıkılaşması, gelişmekte olan ülkelere yönelen sermaye akımlarını ve borçlanma maliyetlerini doğrudan etkiliyor; bu da Merkez Bankası’nın faiz indirimi konusunda aceleci davranmasını engelleyen bir diğer unsur olarak dikkat çekiyor. Özatay’ın üç başlıkta topladığı bu çerçeve, faiz kararının yalnızca enflasyonun seyriyle değil, aynı zamanda dış finansman koşulları ve seçim takvimiyle birlikte okunması gerektiğini gösteriyor. Dolayısıyla Merkez Bankası’nın bundan sonraki adımları, birbirinden bağımsız görünen bu baskı alanlarının kesişiminde şekillenecek.
Enflasyonun katı görünümü ve hedef revizyonları, Özatay’ın değerlendirmesinde ayrı bir başlık oluşturuyor. Enflasyonun son 14 aydır yüzde 30,5 ile yüzde 32 bandında sıkıştığını ve katı bir görünüm sergilediğini hatırlatan Özatay, ithalat fiyatlarındaki artışın maliyet baskısını daha da yükselttiğini söylüyor. Merkez Bankası’nın enflasyon hedeflerindeki sık değişimleri eleştiren Özatay, ilk raporda yüzde 9 olan yıl sonu hedefinin ikinci raporda yüzde 15’e çıkarıldığını, ağustostaki üçüncü raporda yüzde 15’te tutulduğunu ve yalnızca 24 gün sonra açıklanan Orta Vadeli Program’da yüzde 21’e yükseltildiğini vurguluyor. Hedeflerin bu kadar kısa sürede ve yüksek oranlı biçimde değiştirilmesinin enflasyon beklentilerini olumsuz etkilediğini belirten Özatay, bu durumun para politikasına duyulan güveni zedelediğini dile getiriyor. Beklenti yönetiminin bozulması, faiz indirimi için uygun zemini oluşturmayı da zorlaştırıyor; çünkü piyasa aktörleri hedeflerin kalıcılığına ikna olmadığında, faiz indirimi enflasyon beklentilerinde gevşeme yerine yeni bir bozulma yaratabiliyor.
Faiz indirimi beklentisine ilişkin soruları da yanıtlayan Özatay, yıl sonuna kadar olası bir indirim için iki koşulun öne çıktığını ifade ediyor. Buna göre eylül ayına ait enflasyon eğiliminin olumlu bir tablo vermesi ve petrol fiyatlarının 90 dolar seviyelerine inmesi gerekiyor. Petrol fiyatları yüksek seyrederken atılacak zorlama bir faiz indirimi adımının süreci bozabileceği uyarısında bulunan Özatay, enflasyonla mücadeledeki aksaklıkların yalnızca para politikasından kaynaklanmadığını, programdaki eksikliklerin de bu tabloda payı bulunduğunu belirtiyor. Sosyal transferler ve maaş ödemelerine de değinen Özatay, seçim öncesi dönemde maaş artışlarının kaçınılmaz hale geldiğini söylüyor. Bu çerçevede faiz indirimi takvimi, enflasyonun eylül ayındaki seyri ile enerji fiyatlarındaki gerilemenin hızına bağlı olarak şekillenecek; Merkez Bankası’nın elindeki veri akışı ve küresel koşullar ise belirsizliğini koruyor.





