ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’la yaşanan çatışmaların ardından Ortadoğu’da köklü bir değişim başlatmak amacıyla kapsamlı bir plan hazırlattığı iddia ediliyor. Amerikan merkezli Axios haber sitesinin aktardığı bilgilere göre, henüz taslak aşamasında olan bu girişimin, Trump’ın başkanlık sürecinin kalan bölümünde Washington’ın bölge politikasına yön vermesi bekleniyor. Planın, İran’ın bölgedeki nüfuzunu sınırlandıracak bir ittifak ağı kurmaktan Gazze, Suriye ve Lübnan’daki krizlere çözüm bulmaya kadar geniş bir yelpazede politika önerileri içerdiği öne sürülüyor.
Habere göre Trump, son haftalarda üst düzey danışmanlarıyla bir araya gelerek bu konuyu en az iki kez görüştü ve kapalı kapılar ardında yapılan toplantılarda, savaş sonrası dönem için Ortadoğu’da “çok daha büyük bir yapı” kurmayı hedeflediğini dile getirdi. Beyaz Saray’ın, çatışmaların bir an önce sona ermesini arzuladığı ve bu yeni döneme ilişkin stratejisini netleştirmeye çalıştığı belirtiliyor. Bu planın omurgasını oluşturacak üç ana başlığın bulunduğu, yapılan değerlendirmelerde ön plana çıkıyor. Bu başlıkların her biri, bölgedeki mevcut dengeleri yeniden şekillendirmeyi ve kalıcı bir istikrar zemini oluşturmayı hedefliyor. Ancak bu hedeflerin gerçekleştirilmesi, yalnızca askeri ve diplomatik adımlarla sınırlı kalmıyor; aynı zamanda ekonomik iş birlikleri, güvenlik mimarisinin yeniden tesis edilmesi ve toplumsal dinamiklerin dikkate alınması gibi çok katmanlı bir yaklaşımı gerektiriyor.
Planın ilk ve en kritik ayağını, ABD’nin garantörlüğünde bölgesel müttefikleri kapsayan ve İran’ın hareket alanını kısıtlamayı amaçlayan yeni bir ittifak yapısının kurulması oluşturuyor. Bu ittifakın, mevcut güvenlik şemsiyelerinin ötesine geçerek, ortak tehdit algılamaları üzerine inşa edilmesi öngörülüyor. İkinci olarak ise 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana bölgede derinleşen insani ve siyasi krizlerin sonlandırılması için Gazze, Suriye ve Lübnan dosyalarının eş zamanlı ele alınması gerektiği vurgulanıyor. Bu üç dosyanın birbirinden bağımsız değil, birbirini etkileyen unsurlar olarak değerlendirildiği ifade ediliyor. Özellikle Gazze’deki ateşkesin kalıcılığı, Suriye’deki siyasi geçiş sürecinin hızlandırılması ve Lübnan’daki kurumsal krizin aşılması, planın başarısı için hayati önem taşıyor. Üçüncü temel hedef olarak da İbrahim Anlaşmaları’nın kapsamının genişletilmesi ve bu çerçevede Suudi Arabistan ile İsrail arasında bir normalleşme sürecinin başlatılması gösteriliyor. Bu adımın, yalnızca ikili ilişkileri değil, aynı zamanda Filistin meselesindeki ilerlemeyi de dolaylı olarak etkileyeceği düşünülüyor.
Bu kapsamlı girişimin zamanlamasında, bölgedeki siyasi takvimin de belirleyici bir rol oynadığı ifade ediliyor. İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan parlamento seçimleri ve ABD’de kasım ayında gerçekleşmesi beklenen ara seçimler, planın şekillenmesinde önemli unsurlar olarak değerlendiriliyor. Haberde, İsrail’de seçimler sonrası kurulacak yeni hükümetin bu plana destek vermesinin beklendiği, Washington’ın ise olası bir siyasi tıkanıklık durumunda dahi stratejiyi hayata geçirmek için çaba göstereceği aktarılıyor. Seçim takviminin yanı sıra, bölgesel aktörlerin kendi iç siyasi hesaplamaları da planın uygulanabilirliği üzerinde doğrudan etkili olacak. Özellikle Suudi Arabistan’ın normalleşme sürecine ilişkin ön koşulları, Mısır ve Ürdün gibi ülkelerin arabuluculuk rolleri ve Körfez ülkelerinin finansal katkı kapasiteleri, planın hayata geçirilme hızını belirleyecek faktörler arasında sayılıyor. Tüm bu dinamiklerin bir araya gelmesi, planın yalnızca bir güvenlik stratejisi değil, aynı zamanda diplomatik ve ekonomik bir yol haritası olarak okunması gerektiğini ortaya koyuyor.
Konuya ilişkin görüşlerine başvurulan üst düzey bir Amerikan yetkilisi, planın olgunlaşmasının birkaç hafta daha sürebileceğini belirterek çalışmaların devam ettiğini ancak hazır olmadığını söyledi. Yetkili, asıl amacın bölgedeki dağınık meseleleri tek bir çatı altında toplayarak çatışma sonrası dönemin mimarisini belirlemek olduğunu, fakat ABD’nin tüm müttefiklerinin bu yaklaşımı benimseyip benimsemeyeceğinin şu an için netlik kazanmadığını aktardı. Bu açıklamalar, planın henüz yol haritasının başında olduğunu ve taraflar arasında mutabakat sağlanmasının zaman alabileceğini ortaya koyuyor. Bununla birlikte, yetkilinin sözlerinden, Beyaz Saray’ın bu süreci hızlandırmak için yoğun bir mesai harcadığı ve bölgesel müttefiklerle görüşmelerin sürdüğü anlaşılıyor. Planın nihai şeklini alması, önümüzdeki haftalarda yapılacak üst düzey görüşmelerin sonuçlarına bağlı görünüyor.





